Atatürk Ebediyete İntikalinin 81. Yılında Anıldı

Hamburg ve Çevresi Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (HADD) düzenlediği anma programına yoğun katılım oldu.

HAMBURG – Hamburg ve Çevresi Atatürkçü Düşünce Derneği Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 81. Yılında Hamburg’da düzenlediği anma programına yoğun katılım oldu. Pazar gününe tesadüf eden 10 Kasım tarihinde Hamburg’da yaşayan Atatürk ve Cumhuriyet sevdalıları sabahın erken saatlerinde programın yapılacağı TGH salonunda yerlerini aldı. Türk ulusunun yasa boğulduğu saat 9:05’de yapılan saygı duruşu ve akabinde İstiklal Marşı okundu. Program günün anlam ve önemi üzerine derlenen konuşmada Başkan Mehmet Serdar Temur ve Yönetim Kurulu Üyelerinin okuması ile devam etti. Konuşmadan sonra Atatürk’ün yaşamı, Cumhuriyetin kurulması ve sonrasını konu alan kısa bir belgesel filmi „Saat Kaç?“ izlendi.
İşte Yönetim Kurulu’nun konuşmasının tam metni.

Atatürkçü Düşünce Derneği 10 Kasım 2019 Atatürk’ü Anma Toplantısı Konuşması Derleyen: Mehmet Serdar Temur Mehmet Serdar Temur / Atatürk’ün 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilip, Meclis tarafından oybirliği ile cumhurbaşkanı seçildikten sonra ertesi gün yani 30 Ekim1923’te Başbakan İsmet İnönü’ye yazdığı mektup.

“Sevgili Paşam!..
Cumhuriyet’in ilk Başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın. Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu ve hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 kilometre kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin Kuzeyini Güneyine, Batısını Doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olana bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de, insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. (Gözleri kör eden bulaşıcı bir hastalık.) Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60’ı geçiyor. Nüfusun % 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var. Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitim sorunu hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet’in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler. Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat. Bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyete uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz ve geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak ve bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.
Allah yardımcımız olsun!
Gazi Mustafa Kemal.”

Haşmet Düzgüner – „Ben hayatımın hiçbir anında karamsarlık nedir tanımadım.“ Mustafa Kemal Atatürk

Haşmet Düzgüner – „Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.“

Mehtap Kaplan Gökçe – “İki Mustafa Kemal vardır. Biri karşınızda oturan ben; et ve kemik, fani Mustafa Kemal… İkinci bir Mustafa Kemal daha var; onu ‘ben’ kelimesiyle ifade edemem. O, ben değil, bizdir. O, burada oturan sizler, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve yeni ülkü için uğraşan aydın ve mücahit birzümredir. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüs ettiklerim, onların hasret duyduklarını tatmin içindir. O Mustafa Kemal bütün bir aydın ve mücahitzümrenin temsilcisidir. Fani olmayan, yaşaması ve muvaffak olması mukadder olan Mustafa Kemal odur.”

Hatice Birinci – „Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey, yorulmadan değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, … yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. … Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.“

Hafize Avşar – “Efendiler! Dünyada her şey için; maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en doğru yolu gösterici ilimdir, fendir. İlmin ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır. Yalnız, ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini idrak etmek ve ilerlemelerini zamanında takip eylemek şarttır. Bin, iki bin, binlerce sene önceki ilim ve fen lisanının çizdiği ilkeleri şu kadar bin sene sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir

Ahmet Birinci – “Bugün ilmin, fennin bütün genişliğiyle medeniyetin alevi karşısında FİLAN VE FALAN ŞEYHİN YOL GÖSTERMESİYLE maddi ve manevi mutluluk arayacak kadar ilkel insanların Türkiye topluluğunda varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler, ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat MEDENİYET TARİKATIDIR. (Yani; En doğru ve en gerçek yol UYGARLIK YOLUDUR) Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için yeterlidir.”

Ufuk Güngör – „Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır… Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur… Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.“

Mehmet Serdar Temur – Büyük Nutuk Millî Mücadele tarihimizin belgeselidir. Günümüze ise ışık tutan bir rehber niteliğindedir. Prof. Suat Sinanoğlu’na göre Atatürk Nutuk’ta hem … anlattığı olayların baş kahramanıdır, hem de … olayları hikâye etmekle kalmayıp, onların en derin sebeplerini tahlil etmesini bilen büyük bir tarihçidir.” (a) Bakın Atatürk Nutuk’ta ulusuna ne tavsiye etmektedir: (b) “… Sayın milletime şunları tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asıl cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın.” 20 Ekim 1927 Çarşamba günü Gazi son derecede yorgundur. Nutkun sonuna gelmiştir ama, altı gündür ayakta konuşmaktadır. Mikrofona rağmen sesi güçlükle duyulmaktadır. Son cümleleri: “… Baylar, bu demecimle, ulusal bağımsızlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal felaketlerden uyanışın ve kutsal vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.” Ve Nutuk Gazi’nin gençliğe seslenişiyle sona eriyordu:“ (c) Yılmaz Özdil’in yorumuyla orada: Birinci vazifen “bağımsızlığı korumak” diyor. Çünkü, varlığın “bağımsızlığına bağlı” diyor. Manevi “hazine”ndir, “güven kaynağı”ndır diyor. İleriki yıllarda, seni bu hazineden yoksunbırakmak isteyecek “kötü”ler olacak… Bu kötüler, dışarda da olacak, “içerde” de olacak diyor. Geleceğine kıymak isteyen bu tipler “eşi benzeri görülmemiş galibiyetlerin” temsilcisi olabilir… Sakın ola şartlar elverişsiz filan diye düşünme, elini taşın altına koymaktan çekinme, savun diyor. … “zorla” ve “kandırarak” vatanın bütün kalelerini zaptedebilirler, bütün tersanelerine girebilirler diyor. “Ordu”su dağıtılabilir diyor. Yurdun her köşesi “işgal” edilebilir diyor. Bunlardan daha acı ve daha korkunç… Memleketi idare edenler, aymaz ve sapkın olabilir, hatta “ihanet” edebilirler. Genç arkadaşım… Bunlar, kişisel çıkarlarını, memleketin orasına burasına yerleşen dış güçlerin siyasi amaçlarıyla birleştirebilir diyor. Ulus, yoksulluktan bitkin düşebilir, tepkisiz kalabilir, “sen uyanık ol” diyor. “Korkma” demeye getiriyor… “Korkma” diye başlayan dünyadaki tek milli marşı hatırlatırcasına. Peki Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlik, nasıl bir gençlik? 42 yaşında Cumhuriyet’i ilân eden, 44 yaşında şapka ve kıyafet inkılâplarını gerçekleştiren, 48 yaşında yeni Türk alfabesini yürürlüğe koyan Atatürk’e göre gençlik; Türk Devrimi’nin fikirlerini ve ideolojilerini benimseyip, gelecek nesillere aktarabilecek kimse. Ona göre yirmi yaşındaki bir yobaz ihtiyardır, yetmiş yaşındaki bir idealist ise, tap taze bir gençtir.

Murat Comart – “Cenazeyi aile dostu bir avukatın Karaköy’de caddeye bakan bürosundan seyrettik. Büro yüksek kaldırımın tam altındaydı. Top arabası görününce ansızın şiddetli bir dolu yağıyormuşçasına (çıt çıt çıt) sesleri geldi oradan. Meğer eskiden basamaklı olan yüksek kaldırımda toplanan Yahudiler dinlerinin yas geleneğine uyarak giysilerinin düğmelerini aynı anda koparmışlar yere atmışlardı. Düşen düğmelerdi o dolu sesini çıkaran.” Bu anı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna hiçbir dini ve milli ayırım yapmadan bağlı olan ve kendini Türk hisseden insanların sevgisinin bir sembolüydü bana göre.

Mete Tiril – UNESCO 1976 yılında bünyesinde bulundurduğu 152 devlete bir öneride bulundu. Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı tüm devletlerce aynı anda kutlasın. Önce „Ne yani, dünyada bu kadar devlet adamı var, hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?“diyen İsveç delegesi, oylamada belgeyi ilk imzalayan oldu ve „Ben ATATÜRK’ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor, ilk imzayı ben atıyorum“ dedi. UNESCO tarihinde ilk ve tek olan, hiç bir karşı oyun, hiç bir çekimser oyun kullanılmadığı ve 152 ülkenin ortak imzaladığı o belge şöyle:

„ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULUSLARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, (DEVRİMCİ) SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU“

Ersten Kommentar schreiben

Antworten

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.


*